OZANLIK GELENEGİ İÇİNDE ALI OZSOY DEDE'NİN YERİ
Gülağ OZ
Tarihimizde, edebiyatımızda, folklorumuzda ozanlık
geleneğinin önemli bir yeri vardır. Göçebelikten
yerleşik topluma geçen Türkler yine de eski
geleneklerini bırakmadılar. Günümüz kentleşme olgusu,
ozanın silahı olan sazı daha da güçlendirdi. Halk
müziği, araştırmacı sanatçıların elinde toplumumuzda
kendisini önemli bir yere koydu. Bugün artık pırıltılı salonlara bile halk müziği çalmaktadır bu ise şunu gösteriyor. Halk ozanlarının söyleyecekleri daha çok söz var.
Ozan deyince özgür düşünen, düşündüklerini özgürce
seslendiren kimseler akla geliyor. Tarih boyu ozanlar
Türk toplumunun lokomotifı olmuştur. Yazılı tarihinin
olmaması halkımızı ozanların deyişlerinden
tarihleştirmektedir.
Ozanlık geleneğimiz Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerinin
halka yaptıkları baskı yüzünden hep tekke çevrelerinde oluşmuştur. Halkın kültürüne yabancı olan yönetimler kendi ana dillerini küçümsemiş, Arapları, İranlıların kültür ve dillerini benimsemişlerdir. Halkın kültürüne bile yaşama hakkı tanımayana hakim kadrolar onların kendi kültürlerini sahiplenmelerine neden olmuştur.
Kendisini özgür hissedemeyen ozanlar Bektaşi
tekkelerini seçmişler ve o felsefeden , o mekandan beslenmişlerdir. Bektaşi tekkelerinde düşündüklerini özgürce söyleme ve yaratma imkanı bulmuşlardır. Ozanlık geleneğinin yaşam bulduğu mekanlar hep Bektaşi tekkeleridir. Tekkelerin ve Bektaşi toplumunun öncüsü olan dedeler ile halk ozanları arasında büyük bir etkileşim yaşanmıştır. Zaten dedelerin pek çoğu hem önderlik görevini yapar, hem de saz elinde deyişler söylerdi. O nedenle ozanların pek çoğu hem de ocakzadedir. Bu tekkelerin en büyük özelliklerinin başında kendi kültürlerini sah iplenme gelmektedir. Türkçenin en arı şekilde yaşaması, toplumlara ulaştırılması bu mekanlar aracılığıyla sağlanmaktayd ı. O nedenle Bektaşi tekkeleri ozanlık geleneğiyle bütünlük içerisindeydi. Dede ve ozan ise burada oluşan felsefenin yayıcılarıdır.
Halk ozanlı~ı gelenegi daha çok Türk toplumunun
yaşattığı bir deger olagelmiştir. Eski şamanlık
kültüründen gelen, kam, bahşı, ozan gibi adlandırmalar
bazan saz şairi, aşık gibi adlandırmalarla da
söylenmektedir. Yalnız saz şairini ozanlığı
tamamladığı da bir gerçektir. Çünkü her şiir yazan
kimse saz çalamayabiliyor.
Bugün bildirimizde söz edeceğimiz ozan dede de saz
çalmadan şiir yazan, ayı zamanda dede olan tekke-cem geleneğinin son temsilcilerinden birisidir.
Baba sanatıyla osanlığa ulaşan Ali Özsoy Dede, 1908
yılında Aşık Veysel'in d doğum yeri olan Sivrialan
köyünde doğdu. Ozan, Aşık Veysel'le çağdaştır. O'nu en
yakın arkadaşlarından birisidir. Ancak Ali Özsoy'un
dedelik mesleğiyle ilgi~ olması o doğrultuda
eğitilmesi, Aşık Veysel'le şiir tarzlarının ayrı
olmasır sağlamıştır. Ancak karşılıklı etkileşmeyi
düşünmek kolay değildir.
Babası bir Alevi dedesi olan Ali Özsoy, küçük yaşlarda babasıyla birlikt seyehatlere çıktı. Dolaştığı yerlerde cem törenlerine katıldı. Oralarda öğrendiği edel erkan kendisine bir disiplin verdi. Bu disiplin çerçevesinde deyiş ve duvazlarıı etkisiyle ilk şiirlerini yazmaya başladı. Babası tarafından öğrendiği Arap v Farsça'sını da geliştirdi. Okuduğu kitaplar kendisini araştırma yapmaya sevketti.
Ali Özsoy Dede'nin sülalesine "Mollalar"
denilmektedir. Bu ise eğitilmiş
öğrenim görenler anlamını taşıyor. Ozan kendi ailesini
bir kitapta şöyle tanımlıyor "Erzincan Kemaliye kazası
Ocak Köyü'nden gelmişiz. Dedemiz Hıdır Abdal'ır orada
türbesi vardır. Hıdır Abdal, Hacı Bektaş Veli'nin arkadaşlarındandır. Ayn zamanda Karaca Ahmet oğludur. Karaca Anmet atamız Horasan diyarındar gelmiştir." Ozanın söylediklerine bakılacak olursu Ocak köyündeki tekke büyük biı okulmuş. Burada eğitim gören ozanlar, dedeler Anadolu'ya gönderilirlermiş, Ozmanlı dönemi tekkelerinden Doğu Anadolu'da bulunan en büyük tekkesi olduğu bilinmektedir.
Ali Özsoy Dede de babası gibi kendi köyünde bir
zamanlar öğretmenlik yapmıştır. Köyün ve çevre
köylerinin gençlerine hem yeni harflerde hem de eski
harflerde Türkçe öğretmiştir. Ali Dede'den bugünlere
kalan cönklerdeki şiirlerin büyük bir bölümü eski
yazıyla yazılmıştır. Ali Dede'nin bugünlere kalan
sandıklar dolusu kitaplar arasında el yazması eski
tarihli çok kitap mevcuttur. Bu ise Dede'nin çok iyi araştırdığını göstermektedir.
Ali Özsoy Dede'nin Anadolu'da her yörede mutlaka
talipleri mevcuttur. Günlük mektupları öldükten sonra
bile kendi adresine gelerek birikmiştir. O'nu
taliplerine rastladığınızda söyledikleri sözlerin
başında "Ali Dede gibi aydın dede bu memlekete az
gelir" bu sözler sıkça duyulan sözcüklerdir. Ali
Dede'nin yazdığı binlerce şiirleri hep gölgede
kalmıştır. O'nun aydın kişiliği, bilgeliği, sözü
dınlenılırlığı ozanlığını hep geri planda
göstermiştir.
Taliplerinin bulunduğu köylerden meslek sahibi olanlar çoğunluktadır. Yozgat ilinin merkez köylerinden Köçeğinkömlü taliplerinden Albay Doktor İbrahim Zeren'in söylediği şu söz anlamlıdır. " Köyde mal davar otlatırdım. Bütün arkadaşlarımız birlikte dağlarda gezerdik. 0 zaman köylerden öğrenci topluyorlardı. Ali dedemiz bizim köye gelmiş babama demiş ki; şu çocukları okullu yap. Babam ise malımı davarımı kim otlatacak, ocağımız kör mü kalsın. Dede zorlamış Dedenin zoruyla bizi okula gönderdi babam. Hatta o ara dedemiz köylülerimizden yirmi kişinin okullu olmasını sağlamıştır bu gün köyümüz yörede okur yazar ve meslek sahibi olması bakımından ömektir"
Ali Özsoy Dede eski söylemle iyi bir dede yeni
söylemiyle ise iyi bir ögretmendi. Anadolu'da
rastladığımız talipleri onunla ilgili çok iyi şeyler anlatırlar. "Dede dediğin Ali Dede gibi olur." Sözleri her zaman rastlanan sözlerdir.
İyi Arapça-Farsça bilmesi onun Anadolu'nun dışına
taşmasına neden olmuştur. Suriye, Iran, Irak gibi ülkeleri dolaşarak dini sohbetler yapıp cem toplamıştır. Onunla birlikte bu ülkelere giden Ali Özsoy Dede'nin zakirlerinden Süleyman şunları söylüyor: "İran'lı ayetullahlarla bile
kıyasıya tartıştı. Kendilerinin Anadolu Aleviğiyle benzeşmediğini ve Türklerin inançlarındaki tutarlılığı anlattı."
Ali Özsoy Dede'yi yetiştiren çevre daha çok cem
ortamıdır. Cemdeki zakirlerin dışında Hıdır Dede'nin derlemeleri çok işe yaramıştır. Hıdır Dede en güzel deyiş, semah ve duvazları hem derleyip, hem de seslendirmiştir. Hıdır Dede, Ali Özsoy Dede ile amca çocuklarıdır. Aşık Veysel, Ali İzzet, Devrani, Aşık Hüseyin, Aziz ~stün'le olan birlikteliklerinin de etkisi büyüktür.
Cem çevresinde yetişmiş olması karşısında kendi
anlayışında sürdürdüğü şiir tarzını üç biçimde
geliştirmiştir. Birincisi tasavvuf ağırlıklı olan
şiirler, ikincisi taşlama şiirler, üçüncüsü ise
güzelleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirlerinde
sade bir dil kullanır. Anlaşılmaz kelimeler bulunmaz.
Hece vezniyle üç biçimde yazmıştır. Akıcı ve anlaşılır
bir üslup kullanır. Şiirlerinde ağırlık sanat yerine
içindeki mesajlardır. Bazan sert çıkışları olurken,
bazan da güzellemelerdeki sadelik hakimdir. Elimizde
bulunan yüz adet şiirlerinden ancak elli kadarı
kitapta yeralmıştır. 1991 yılında yayınlanan kitabı torunlarından araştırmacı-yazar Ali Yıldırım hazırlamıştır. "Ali Özsoy Dede, Görüşleri ve Şiirleri" adını taşıyan kitap 106 sayfadır. Kitabın ilk 49 sayfası ozanın görüşlerini içerir. Giriş bölümünde Rıza Yörükoğlu'nun 5 sayfalık kitapla ilgili değerlendirmesi yeralmaktadır. Ali Yıldırım kitabında yer alan şiirleri konularına göre yerleştirmiştir. Binin üzerinde şiiri bulunan Özsoy Dede'nin şiirleri yeni harflere çevrilip yayınlanmayı beklemektedir. Dede'nin şiirlerinde Türkçenin bütün zenginliklerini bulursunuz. 0 her zaman güzel ve sade Türkçe bir dili savunmuştur.
1991 yılında kitabı yayınlanan Ali Özsoy Dede 1992
yılında ani bir rahatsızlık sonucu hastalanmadan
ölmüştür. Ankara Elmapınar köylüleri olan talipleri
Dedelerının ölümüne sahip çıkarak, hem köylerine, hem
de mezarının üzerine türbe yaptılar. Her yıl mezarı
başında yapılan anma toplantılarında nasıl da iyi bir
iş yapıp Dedelerini kendi köylerine taşıdıklarının
bilincine varmışlardır.
Dedenin şiirinden üç örnek
Tasavvuf:
KABEM ALİ'DİR
Taş duvara karşı ibadet etmem
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali'dir
Otuziki farzdan bana laf etme
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali'dir
Savm salat kendi özünü bilmek
Muhammed Ali'ye ikrarın vermek
Oniki imamlardan hem himmet almak
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali'dir
İbadete vakit tayin etmedim
Kuru mescitlere ben hiç gitmedim
Hiçbir zaman hak yolundan geçmedim
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali'dir
Ben orucum diye halkı üzmedim
Kimsenin hakkına gözüm dikmedim
İyi insan Olmaktan başka bilmedim
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali'dir
Özsoy bu dünyaya geldin ademsin
Nene gerek onu bunu nidersin
Kimsenin hakkına elin değmesin
Kıblem Muhammed'dir Kabe'm Ali 'dir
Taşlama:
BİR DİNİN MENSUBU
Tüm din mensupları bir millet olsa
Ara yerde senlik benlik yok olur
Ne Mıısevi ne İsevi olmazsa
Muhammed'e halifelik çok olur
Sentik benlik aramızdan kalkarsa
Bu ikilik insanlardan çıkarsa
Fesatlar da bu dünyadan giderse
Gerginlikler kavga dövüş yok olur
Ademliğe hizmet ederse fertler
Ortadan kalkarsa hep adavetler
Silahlar bıçaklar atılır toplar
Hidrojen atom bombası yok olur
İyi niyet insanlığın temeli
Herkes kazancını kendi yemeli
Dünyada eşitçi bir yol kurmalı
Mahkemeler cezaevi yok olur
Dünyada yaşayan bunca zevatlar
Gökte neler arar o asil zatlar
Camilerde olmaz bu kerametler
Çalışmakla çirkin huylar yok olur
Özsoy adavetler bizden çıkarsa
Din kavgası bu dünyadan kalkarsı
Ulu tanrı halimize bakarsa
Padişahlık hem krallık yok olur
Güzelleme:
SEHER YELİ SEVDİGİME SELAM ET
Bir mektup yazayım seher yeliyle
Acep sevdiğime varır mı ola
Halim arzedeyim gül yüzlü yare
Perişan halimi sorar mı ola
Seher yeli sevdiğime selam et
Mektubumu götür kendine ilet
Nice ben çekeyim böyle bir hasret
Derdi derunumdan bilir mi ola
Varınca yanına diz çöküp otur
Her bir ahvalimi sen dile getir
Mevlayı seversen sen selam götür
Hatırına düşer sorar mı ola
Özsoy yanar sevdiğinin narından
Terk eyleyip geçtim dünya yarından
N'olur seher yeli bildir halimden
Akıyor göz yaşım durur mu ola
|